Türkiye'de Sosyal ve Ekonomik Değişmeler
(1/1)
Tarihci:
İçindekiler
• Giriş
• Tek Parti Döneminden Devralınan Siyasal, Ekonomik ve Toplumsal Miras
• DP'li Yıllar ve Türkiye'de Yeni bir Ekonomi Politika Uygulaması: 1950-1960 Dönemi
• İthal İkameci Sanayileşme Dönemi: 1960-1980
• İhraç İkameci Sanayileşme Dönemi: 1980 Yılı ve Sonrası
1. Giriş
1950'li yıllar bir çok sosyal bilimci tarafından Türkiye'de önemli bir toplumsal dönüşüm yaşandığı bir dönem olarak ele alınmaktadır. Siyasal düzeyde tek parti döneminin son bulması, ekonomide tarımsal üretimden sanayi üretime doğru yönelişin hızlanması ve toplumsal açıdan kentlere doğru hızlı bir göçün ortaya çıkması Türkiye'nin toplumsal ve ekonomik yapısında önemli değişimleri beraberinde getirmiştir.
1950'li yıllar ile birlikte Türkiye'deki çok partili sistem toplumsal alanda belirli kesimlerin siyasal mücadelelerin ortaya çıkmasına neden olmuş ve bu gelişmeler günümüze kadar olan Türk siyasi hayatını derinden etkilemiştir. 1950'lilerden günümüze kadar teknolojik gelişmelerin üretim faaliyetlerine yoğun olarak kullanılması ile birlikte gerek tarımda ve gerekse de sanayi de önemli ilerlemeler sağlanmış ve buna bağlı olarak da toplumsal yapıda burjuvazi ile işçi sınıfı diğer toplumsal kesimlere göre daha çok güçlenmişlerdir. Genel olarak 1950'li yıllardan ve özellikle de
1960'lı yıllardan sonra sanayileşme ile birlikte kırdan kentte doğru olan göç hızlanmış ve bu çerçevede kentleşme, gecekondulaşma ve kırsal yapının çözülmesi gibi toplumsal gelişmeler, Türkiye'nin toplumsal gelişim dinamiğini derinden etkilemiştir.
2.Tek Parti Döneminden Devralınan Siyasal, Ekonomik ve Toplumsal Miras
1923-1950 yıllar arasındaki siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmeleri tüm boyutları ile ortaya koymak bu ünitenin kapsamını aşmaktadır. Ancak yine de, 1950'li yıllarda ortaya çıkan gelişmeleri çok iyi anlayabilmek için 'Tek Parti Dönemi'nden devralınan mirasa kısaca değinmek yerinde olacaktır.
17 Şubat 1923'de İzmir'de toplanan İzmir İktisat Kongresi yeni cumhuriyetin izleyeceği ekonomik siyasetin saptanması için İktisat Vekaleti tarafından düzenlemişti. Kongreye hemen her kesimden insanlar (tüccarlar, sanayiciler, çiftçiler, işçiler, bankacılar ve değişik meslek kuruluşu temsilcileri)çağrılmıştı.Kongre'den çıkan en temel sonuç Türkiye'nin büyük bir hızla kalkınabilmesi için girişimci bir sınıfın yaratılması gerektiğidir. Bu çerçevede, devletin her türlü teşvik ve özendirmelerin yanı sıra yerli sanayicinin oluşabilmesi için belirli önlemleri alması gerekiyordu.
Yerli sanayicinin oluşturulabilmesi için devlet ne tür uygulamalarda bulunmuştur?
1924 yılında Türk girişimcilerinin kredi gereksinimlerini karşılamak için İş Bankası kuruldu. Benzer bir amaçla 'Sanayi ve Madin Bankası' adıyla bir banka daha kuruldu. Yurt dışına mal satan Türk girişimcileri desteklemek amacıyla hammadde girişinin kolaylaştırılması ve yurt dışına mal satan özel girişimcilere gümrükte vergi indirimi sağlanması gibi uygulamara gidildi. Yurt dışından gelen mallara kota uygulanmaya başlandı ve gümrük vergileri artırılarak iç piyasadaki özel girişimciler korunmaya çalışıldı. Yerli sanayici yalnızca korunmaya alındı, 1927 yılında çıkartılan 'Sanayi Teşvik Kanunu' ile yeni yatırımlara gidebilmesi için özendirildi.
1923-1930 yılları arasında ne tür bir politika uygulanmıştır?
Bu arada 1923-1930 yıllar arasında esas olarak özel sektörün gelişimini amaçlayan liberal bir ekonomik politika izlenmesinin yanı sıra yabacı sermayenin ülkeye gelmesine de izin verilmekteydi. 1920'li yıllarda Cumhuriyet hükümetinin esas politikası Osmanlı döneminde genellikle Rum ve Ermenilerin yerine getirdikleri ekonomik ve ticari faaliyetlerin müslüman Türk girişimci ve tüccarlar tarafından yapılmasını sağlamaktı. Bu bir anlamda, müslüman Türk girişimcilerin ekonomik ve ticari faaliyetlerde Hıristiyan azınlıkların yerini almaları anlamına gelmekteydi. 1923-1930 yılları arasında uygulanan liberal politikalar neden başarısız olmuştur? Devletin müslüman Türk girişimcileri desteklemesi 1930 yılına kadar sürdü.Ancak 1929 dünya ekonomik buhranı,özel sektörün yeteri kadar sermaye birikimine sahip olamaması,yatırımlarda istenilen hedeflere ulaşamaması,yetersiz sanayi altyapısı,dış ticaret açığının giderek büyümesi, işsizliğin artması ve devletten kredi alan bir çok ticari ve sanayi kurluşunun iflas etmeye başlaması 1930'lı yıllar ile birlikte yeni bir ekonomik politikası arayışını beraberinde getirdi.1929 buhranından sonra,dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ekonomik kalkınma açısından yoğun bir doktrin tartışması başladı.
1930-1950 yılları arasında ne tür ekonomik politika uygulamaya konulmuştur?
1930 yılından itibaren, ülkenin ekonomik kalkınmasında istenilen hedeflere ulaşılması için özel sektörün yanında devletin de ekonomik alanda daha aktif rol oynaması gerektiği düşüncesi kabul görmeye başladı. 1933'den 1950'li yıllara kadar süren dönemde 'devletcilik politikası' uygulandı. Kongar'ın da belirttiği gibi, yeni Cumhuriyet'in ekonomik siyaseti başından beri devletçidir. 1933 yılında başlayan devletçilik politikası ile devlet, özel sektörün üstlenemeyeceği ve yatırım yapmadığı alanlarda sanayi yatırımlarına yönelmiştir. Bu nedenle, devletin buradaki esas amacı özel sektörün önünü kesmek değil tam tersine özel sektör ile yan yana birarada ülke kalkınması için yatırımlarda bulunmaktır.Gerçekten de bu dönemde devlet özel sektörün çıkarlarına ters düşebilecek yatırımlarda hiç bulunmamıştır. Hatta devletin yaptığı bir çok yatırım ve kurduğu kuruluşlar (örneğin Etibank ve Sümerbank) özel sektörün önemli ölçüde hammadde ve ara malları gibi gereksinimlerini karşılamıştır. 1950 yılına kadar uygulanan devletçilik politikası ile aslında özel sektörün ekonomik kalkınmada birincil rol oynaması amaçlanmış ve kamu yatırımları bu çerçevede yapılmıştır.
1930 ile 1950 yılları arasında devletin ekonomik yatırımlarının yanı sıra ticaretin gelişmesi ve yaygınlaşması için altyapı yatırımlarına da özel bir önem vermiştir.Başta demiryolları olmak üzere limanlar ve karayolları ağının bu dönemde sürekli bir gelişme gösterdiğini görüyoruz. Devletçilik politikası uygulamalarının 1930'lu yılların ilk döneminden başlamak üzere II. Dünya Savaşı'nın başladığı yıla kadar başarı ile uygulandığını söyleyebiliriz.
1940'lı yıllardaki devletçilik politikasının başarısızlıklarının nedeni neydi?
Savaşın başlaması ile birlikte ekonomik kalkınma planının uygulamaya konulamaması, devletin savaş nedeniyle savunmaya büyük bir kaynak aktarmak zorunda olması,kamu yatırımılarında çok büyük ölçüde kısıntıya gidilmesi,dış ticaretin giderek durma noktasına gelmesi, kaynak yaratmak amacıyla yeni vergilerin uygulamaya konulması ve savaş tehlikesi nedeniyle çok sayıda yetişmiş iş gücünün askere alınmasından dolayı tarımsal üretimde meydana gelen düşüşler gibi bir çok etken 1940'lı yıllarda ekonomiyi olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Ayrıca savaş yıllarında spekülasyon ve karaborsa gibi yollardan olağanüstü kârlar elde eden bir sermaye kesimi ortaya çıkmıştı.
Savaş sonrasındaki gelişmeler ve özellikle1950'li yıllardan sonraki dönüşümler bugün ki Türkiye'nin içinde bulunduğu toplumsal ve ekonomik konumu anlayabilmek için özel bir önem taşımaktadır.
3. 1950-1960 Dönemi: DP'li Yıllar ve Türkiye'de Yeni Bir Ekonomi Politika Uygulaması
1946 yılında tek parti döneminin sona ermesi ve 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi ile birlikte Türkiye ekonomik ve politik olarak yeni bir gelişme dönemine girmiştir. Savaş sonrasında Türkiye ekonomisi yeniden büyüme sürecine girdiğini söyleyebiliriz. Bunda özellikle 1923-1950 yılları arasında sürekli olarak özendirilmeye ve teşvik edilmeye çalışılan özel girişimciler artık belirli bir sermaye birikimine ulaşmış olması önemli bir rol oynamıştır.Ayrıca, İkinci Dünya savaşı sonra- sında soğuk savaş döneminin başlaması ile birlikte ABD Avrupa ekonomilerinin hızla gelişmesi için 'Marshall Planı' çerçevesinde mali yardımlarda bulunmuş ve Türkiye'de bu yardımlardan belirli bir oranda pay almıştır. Bu yardımlarla Türkiye özellikle tarımsal üretimi artırmaya yönelik tarımsal araç-gereç ithalatında bulunmuş ve bu sayede tarımsal üretim hızla artmaya başlamıştır.
1950'li yıllarda Türkiye'de tarımsal alan ne kadar genişlemiştir?
Savaş sonrasında tarımsal üretimin artışının yanı sıra ve üretim yapılan tarımsal alan yüzde 60 oranında genişledi. 1950 ile 1960 yılları arasında tarımda makinalaşma yoğun olarak kullanılmaya başlanmış ve on yıllık süre içerisinde ülkedeki traktör sayısı 3 kat artmıştır.
1950'lerde gecekodu olgusu nasıl ortaya çıkmıştır?
Tarımda makinalaşma önemli toplumsal değişimleri beraberinde getirmiştir. Bunlardan birincisi kırsal kesimde tarımsal üretimdeki verimliliğin artışında ortaya çıkmıştır. İkinci olarak ise tarımda makinalaşme kırsal kesimde iş gücü fazlalığını ortaya çıkarmıştır. İnsan emeğine olan gereksinim giderek azalması kırsal kesimden kentlere doğru ilk büyük göç dalgasını başlatmıştır.Örneğin 1951 ve 1953 yılları arasında inşaat sektörü yılda yüzde 23 oranında büyümüştür. 1950'li yıllar ile birlikte Türkiye'de kentlerin nüfusu hızla artmaya başlamış ve gecekondulaşma,işsizlik ve kentsel alt yapı eksikliği ülkenin en önemli sorunları haline gelmiştir.
Türkiye'deki kentleşme süreci kentin çekiciliğinden daha çok kırsal kesimin iticiliğinden kaynaklanmıştır. Oysa Batı Avrupa'da kentleşme süreci kırsal kesimin iticiliği ile kentin çekiciliği eş zamanlı olarak yaşanmıştır. Dolayısıyla Avrupa'da kente göç eden insanları istihdam edebilecek kentsel iş olanakları bulunmaktaydı. Oysa Türkiye sanayileşmede yeterli bir gelişme düzeyine ulaşamadığı için kentte göç eden insanların çok büyük bir çoğunluğu iş bulamadı. Kırsal kesimden göç edenler ekonomik olarak varlıklarını devam ettirebilmek için işportacılık ve geçici işçilik gibi iş güvencesi olmayan ve gelir düzeyi son derece düşük alanlarda çalışarak kentte tutunmaya çalıştılar. Özellikle 1950'lerden itibaren, insanların kentte karşı karşıya kaldığı ekonomik güçlüklere yetersiz planlama da eklenince gecekondu olgusu büyük kentlerin varoşlarında mantar gibi büyümeye başladı. 1950'lerde başlayan gecekondulaşma olgusu kamu arazisi üzerine yasal olmayan yollardan kaçak olarak gecekondu inşa edilmesi suretiyle başladı. Bu konu ile ilgili kamu kurum ve kuruluşları kırdan kentte göç eden insanların barınma işlevini yerine getirdiği için gecekondulaşmayı ya yok saymış ya da yasal olarak denetim altına almak istememiştir. Oysa ilerki yıllarda gecekondulaşma olgusu Türkiye'nin kolay kolay çözemeyeceği çok önemli bir sorunu haline gelecektir.
Devletin tarımsal üretimi artırabilmek için gerekli olan yol yapımı,sulama kanalları ve traktör ithalatı da yurt dışından sağlanan Marshall yardımı ile tamamlanmaya çalışıldı. Özellikle 1950'li yılların ilk yarısında tarımsal üretim çok büyük artışlar gösterdi. Buna paralel olarak da tarımsal ihracatta önemli ölçüde artmaya başladı. 1950-1951 yıllarında Kore Savaşı'nın etkisiyle dünya piyasasında buğday fiyatları yükselmiş ve dünyanın en büyük buğday üreticisi konumunda olan ABD'nin savaş nedeniyle buğdayı dünya piyasasına satmak yerine stoklamaya başlaması Türk buğdayının dünya piyasasında yüksek fiyatla satılmasına neden olmuştur. Tarımdaki bu önemli gelişmelerin etkisi ile1950 ile 1953 yılları arasındaTürkiye'de kişi başına gelir yüzde 28 civarında yükselmiştir.
1950 yılından itibaren Demokrat Parti (DP) liberal bir ekonomik politika izlemek üzere iktidara gelmişti. Bunun için ekonominin önünde tek parti döneminde uygulanmakta olan her türlü planlama, sınırlama ve kısıtlamalar kaldırılmıştı.1950'li yıllar liberal politikalar gereği özel sektörün geliştirilmesi amaçlanmış olmasına karşın kamu yatırımlarının yapıldığı ve hatta devletin ekonomideki ağırlığının giderek arttığı bir dönem olmuştur.
1950'li yıllarda ekonominin kötüye gidişinin deneleri nelerdir?
1950'li yılların ilk yarısı gerek yatırımlar ve gerekse de ekonomik olarak üretim faaliyetleri açısından bolluk yılları olmuştur.Ancak 1950'li yılların ortasına doğru gelindiğinde ekonomik gelişmenin giderek yavaşladığını görmekteyiz. Özellikle Kore Savaşı sonrası tarımsal fiyatların dünya piyasasından düşmeye başlaması,ABD'nin tekrar buğday ihraç etmeye başlaması Türkiyenin tarımsal üretimden elde ettiği döviz girdilerinde önemli düşüşleri beraberinde getirmiştir. DP hükümetinin tarımı desteklemeye yönelik kalkınma stratejisinin ülkenin kalkınmasında yeterli olmadı-ğı görülmeye başlandı. Türkiye'nin dış ödemeler dengesinin sürekli açık vermesi devleti büyük bir döviz sıkıntısı ile karşı karşıya bırakmıştır. Ancak DP hükümeti politik olarak varlığını devam ettirebilmesi için, tarımsal kesimi desteklemeye devam etmesi kentlerde çalışanları zor duruma düşürmüş, enflasyon yükselmiş, yatırımılar azalmış ve bir çok mal karaborsaya çıkmış ve böylece 1950'li yılların ikinci yarısı ekonomik ve toplumsal anlamda tam bir duraklama dönemi olmuştur.
1957 yılından itibaren ülkenin daha fazla döviz sıkıntısı çekmemesi için belirli önlemlerin alınmasını zorunlu kılıyordu. İthalatın kısıtlanması, yerli sanayinin dış rekabetten korunması ve iç talebin yerli sanayiciler tarafından karşılanması gerektiği politikası giderek ağır basmaya başladı. Bunun için yerli sanayicilerin dış rekabetten korunmaları için gümrük vergilerinin artırılması ve ithal mallara kota uygulanması gerekmekteydi.Bu koruma politikalarının yanı sıra yerli sanayicinin devlet ta- rafından desteklenmesi ve yatırım yapmaya özendirilmesi yoluyla güçlü bir yerli sanayinin kurulacağı düşüncesi ön plana çıkmaya başladı. Ancak DP hükümeti siyasal desteğini tarımsal kesimden aldığı için çiftçiyi destekleyici politikalardan kolay kolay vazgeçemiyordu.Oysa hem kırsal kesimde ve hem de kentsel kesimde ekonomik kalkınmanın dengeli ve istikrarlı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için devlet tarafından genel bir planlamanın yapılması gerekiyordu.
Türkiye'de aydınların,bürokratların,orta ve büyük boy sanayicilerin ve de dış dünyanın 'planlı ekonomik kalkınma'yı model olarak benimsemesi ülkenin, yeni bir ekonomik ve politik dönemece girmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Ekonomik güçlüklerin yanı sıra ülkede siyasal ve toplumsal gerginliğin artması sonucunda 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi olmuştur.
4. İthal İkameci Sanayileşme Dönemi:1960-1980
1950'li yıllarda uygulanan ekonomik politika daha çok plansız ve proğramsız bir gelişmeye dayalı olduğu için1950'li yılların ikinci yarısında büyük bir kargaşaya ve başı bozukluğa neden olmuştu. Yine 1950'li yıllarda planlama olmadığı için tarımsal kesimden sanayiye bir kaynak aktarımı olamamış ve köy ekonomilerinin pazar ekonomileri ile yeterli bir bütünleşmesi sağlanamamıştı. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra özellikle sanayi mallarının ithalatının giderek hızlanması ülkede ekonomik kalkınmanın planlı ve proğramlı bir şekilde yapılmasını gerekli kılmıştır.1960-1980 yılları arasında uygulanan planlı ekonomik kalkınma modeli 1950'li yıllarda DP hükümeti döneminde uygulanan plansız ve proğramsız liberal ekonomik politikalara karşı bir tepki olarak uygulamaya konmuştur.
1963 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-1967) hazırlanmıştır. Bu dönemde, ülkenin ekonomik kalkınması için özel sektörün bütün yatırımları tek başına yürütemeyeceği ve bu nedenle devletin ekonomik alanda daha etkin bir rol oynaması gerektiği düşüncesi kabul görmekteydi. Ancak, devlet bunu özel sektörü engellemeyecek şekilde belirli alanlarda yatırım yaparak gerçekleştirmeliydi. İşte bütün bunların gerçekleştirilmesi ancak planlı bir eknomik politika ile mümkün olacaktı.
Birinci Beş yıllık kalkınma planına göre özel sektör ucuz kredi, yatırım teşvikleri ve dış rekabetten korunma gibi politikalarla desteklenecek, kamu yatırımları da ülkenin ekonomik kalkınma hedeflerine ulaştırılması doğrultusunda belirli bir plan ve proğram dahilinde yapılacaktı. Bu çerçevede, 1950'li yıllarda yurt dışından ithal edilen tüketim malları,1960'lı ve 1970'li yıllarda desteklenmeye çalışılan özel sektör sayesinde yerli sanayiciler tarafından üretilmeye çalışılacak ve bu yolla aşırı ithalattan kaynaklanan döviz darboğazı aşılmaya çalışılacaktır.Bu bir anlamda yerli sanayicinin korunmasına ve iç pazarın genişletilmesine dayalı ithal ikameci sanayileşme
politikasının uygulanması anlamına gelmekteydi. Diğer bir ifade ile, 1960-1970 yılları arasında uygulanan ithal ikameci sanayileşme ile daha önce ithal edilen tüketim mallarını yurt içinde imal edilmesi amaçlanmıştır.
1960'lı ve 1970'li yıllarda kamu yatırımları daha çok hangi alanlarda yapılmıştır?
1960'lı ve 1970'li yıllarda yapılan kamu yatırımları daha çok özel sektörün ara malları gereksinimini gidermeye yönelik alanlarda (demir-çelik,çimento,kağıt,kimya, alüminyum, petrolrafineri, madencilik,vb.) yoğunlaştığını görmekteyiz.Ayrıca bu dönemde,sanayinin gelişmesi için ulaşım, limanlar,iletişim ve enerji gibi önemli alt yapı yatırımlar, devlet tarafından yürütülmüştür. Diğer taraftan, tüketim mallarının iç piyasada yerli sanayici tarafından üretilebilmesi için gerekli olan teknoloji ve bazı hammaddelerin yurt dışından ithal edilmesi gerekmektedir. İç piyasanın ko- runması için ithalatta kısıtılayıcı bir politika uygulayan hükümetler yerli sanayicilerin yatırım için gerekli olan teknoloji transferlerini gerçekleştirebilmek için gümrükte kolaylıklar ve ithalatta özel vergi indirimi gibi teşviklerde bulunmaktaydı.
İthal ikameci sanayileşme modelinde her ne kadar tüketim mallarının ithalatı kısıtlansa da bu ithalat hacminin kısıtlanması anlamına gelmemelidir.Bu bir taraftan tüketim mallarının ithalatının azalması anlamına gelirken bir taraftan da teknoloji transferleri yolu ile yatırım malları ithalatının artması anlamına gelmektedir. İlk zamanlarda küçük ölçekli olarak devam eden yatırım mallarının ithalatı 1970'li yıllara gelindiğinde büyük ölçekli olmuş ve iç piyasanın büyümesine paralel olarak ileri üretim tekniklerini gerektiren türden gelişmiş teknolojilerin transferleri önemli bir döviz kaybına neden olmaya başlamıştır.Bu nedenle,1960-1970 yılları arasında uygulanan ekonomik politikalara 'kolay' ithal ikameci 1970-1980 yılları arasındaki ekonomi politikalara da 'ileri' ithal ikameci politikalar adı verilir.Türkiye'de ileri ithal ikameci politikaların uygulandığı 1970'li yıllarda buzdolabı,televizyon ve çamaşır makinesi gibi dayanıklı tüketim mallarının yanı sıra artık otomobilde üretilebiliyordu.Bu arada devlet yerli sanayinin gereksinimi olan ara malları üretimini karşılayarak ülkede 'ağır sanayi' hamlesini desteklediğini ve buna ek olarak da önemli ölçüde büyüyen ve genişleyen küçük ve orta boy işletmelerden oluşan yan sanayinin ortaya çıktığını görüyoruz.
1960-1980 yılları arasında hükümetler çalışan tüm kesimlerin gelirlerini artırıcı politikalar uygulamış ve bu yolla işçi, köylü, memur ve çiftçi gibi kesimlerin tüketim potansiyelini artırarak yerli sanayicinin her türlü malı satabileceği geniş bir iç pazar oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca devletin çeşitli tarım ürünlerine uyguladığı taban fiyat politkalarıyla kırsal kesimin gelir düzeyi korunmuş ve bu yolla yerli sanayicinin pazar problemi çekmemesine çalışılmıştır. Bu arada sanayi üretiminin milli gelir içersindeki payı sürekli olarak artmaya başlamış ve büyük kentlerde yüksek teknoloji uygulayan ağır sanayi kuruluşları birer birer ortaya çıkmıştır. 1960-1980 yılları Türkiye'de önemli toplumsal ve ekonomik değişimleri beraberinde getirmiştir.Kırdan kente doğru olan göçün artarak devam etmesi,gecekondulaşma ve sanayideki gelişmelere paralel olarak işçi sınıfının önemli bir toplumsal kesim olarak ortaya çıkması bu değişimlere örnek olarak verilebilir. Gerçekten de, 1960 yılından sonra işçi sınıfı güçlü ve örgütlü bir toplumsal kesim olarak Türkiye'nin toplumsal değişim dinamiklerini etkileyen en önemli toplumsal kesimlerden biri haline gelmiştir. Kırdan kentte doğru olan göçün artarak devam etmesi kentlerde yaşayan nüfusun sürekli artmasına neden olmuştur. Örneğin 1950 yılında toplam nüfusunu yalnızca % 18'i kentlerde yaşarken bu oran 1980 yılında % 44'de çıkmıştır. Ancak 1950'li yıllarda olduğu gibi, 1960'lı ve 1970'li yıllarda da gecekondulaşma olgusu yasal olmayan yollardan kamu arazisi üzerine gecekondu inşa etme şeklinde devam etmiştir. Kamu arazisi üzerine kaçak olarak yapılan gecekondular kırdan kente göç eden insanların ilk durağı ve barınma merkezi haline gelmiştir.
Birinci beş yıllık kalkınma planlanın (1963-1967) ardından ikinci (1967-1972) ve üçüncü (1973-1977) planlarda uygulamaya konmuştur.Bu dönemde kişi başına düşen gelir yıllık bazda ortalama yüzde 3 ile 5 civarında yükselmiş, sanayi üretimi artmış ve devlet önemli sanayi alt yapı yatırımlarında bulunmaya devam etmiştir.
İthal ikameci sanayileşmenin tıkanmaya başlamasının nedenleri nelerdir?
Yerli sanayicinin kullandığı teknolojiyi sürekli olarak yurt dışından ithal etmek zorunda olması, ülke açısından önemli bir döviz kaybına neden olmaktaydı. 1960-1980 yılları arasında devlet daha çok yerli sanayicinin büyümesi ve iç pazarın genişlemesi için ithal ikameci sanayileşme politikalarını uygulamış ancak ihracatı artırmak için önemli bir girişimde bulunmamıştı. Bu ülkenin döviz gelirlerinin artmamasına neden olmuştur.Giderek büyüyen yerli sanayici iç piyasayı küçük görmeye başlamış ve artık dış pazarlara açılmak istemiştir. Bunun içinde dış ticaret ile ilgili yeni düzenlemeler gerekmekte ve ülke ekonomisinin dışa açılması bir zorunluluk haline gelmektedir. Ülkenin ekonomik darboğaza girmesine bağlı olarak ülke içinde siyasal ve toplumsal huzursuzluklar ortaya çıkmaya başlamış, artan grev ve lokavtlardan dolayı çalışma barışı bozulmuş, iç pazarın sınırılılığına ulaşılmasından dolayı sanayideki üretim,verimlilik ve kârlılık düşmeye başlamıştır.Bütün bunlara ek olarak, meclisin tüm bu sorunları çözemez hale gelmesi ülkeyi bir krizin eşiğine getirmiştir. Her yıl artan oranlarda dış ödemeler dengesinin açık vermesi, duraklamaya başlayan ihracatın ve yurt dışından gönderilen işçi dövizlerinin bu açığı kapatmada giderek yetersiz kalması, önemli bir döviz sıkıntısını beraberinde getirdi.Döviz sıkıntısı demek yerli sanayicisinin artık yurt dışından teknoloji transfer edemememesi anlamına geliyordu. Bu da üretimin artırılamaması demekti. Dolayısıyla, yerli sanayicinin kârlarının artan oranlarda düşmeye başlaması sendikaların yüksek ücret taleplerinin karşılanmasında önemli sorunlar doğuruyordu. Sendikalar 1961 anayasasının sağlamış olduğu demokratik haklarından dolayı işverene karşı oldukça güçlü bir şekilde örgütlenmişti.1971 askeri müdahelesi demokratik ve siyasal hakların sınırlandırılması yolu ile yükselen toplumsal muhalefeti frenlemeye çalışmış ancak bunda başarılı olamamıştı.
1970'li yılların başında ortaya çıkan petrol krizi ve 1974'de Kıbrıs askeri müdahelesi ve ardından Türkiye'ye uygulanan ambargo ülkenin hesapta olmayan önemli bir döviz kaybına neden olmuştu. Özellikle 1970'li yılların sonuna doğru, özel sektör yatırımlarının yanı sıra kamu yatırımılarını da neredeyse durma noktasına getirmişti.Bu bir anlamda ithal ikameci sanayileşme modelinin terk edilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. 1980 yılında 24 Ocak kararları çerçevesinde ülke ekonomisinin dışa açılması,döviz darboğazının giderilmesi ve ihracatın teşvik edilmesi gibi bir di-
zi kararlar alındı. Ancak ülkenin içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal kriz bu politikaların uygulanmasını mümkün kılmıyordu. İşte 12 Eylül 1980 askeri müdahelesi ülke içerisindeki siyasal ve toplumsal krizi durdurmanın yanı sıra 24 Ocak kararlarının uygulanmasına uygun bir ortam oluşturmak için yapıldı.
5. 1980 Yılı ve Sonrası: İhraç İkameci Sanayileşme
1980 yılı Türkiye için bir kriz yılıdır. 1960 yılından beri uygulanan ithal ikameci sanayileşme modelinin tıkanmaya başlaması, planlı ve müdahaleci ekonomik politikaların terk edilmesini zorunlu kılmaktaydı. 24 Ocak 1980 kararları 12 Eylül askeri müdahalesinden sonra uygulama olanağı bulmuştu.1980 müdahelesi devletin her düzeyde kökten yeniden yapılanmalara gitmesi gerek olduğu yolunda yaygın bir inanç varken yapıldı. Bu çerçevede istenen restorasyon değil radikal yeniliklerdi.Askeri müdahele ile birlikte ekonomide şok kararlar alındı ve hemen uygulamaya konuldu. Türk parasının değeri düşürüldü, KİT ürünlerine çok büyük oranlarda zam yapıldı, sendikal faaliyetler askıya alındı, grev yasağı geldi, memur maaşlarında reel düşüşler oldu ve tarıma yönelik genel destekleme politikaları terk edilmeye başlandı.Tüm bunlar 12 Eylül askeri müdahalesinin iş gücü piyasasını ve ekonomiyi katı bir disiplin altına almasıyla mümkün olabildi.
İhraç ikameci sanayileşme modeli nedir?
1980 yılından günümüze kadar ihraç ikameci sanayileşme politikaları uygulanmaktadır. İhraç ikameci sanayileşme modeline göre bir ülkenin sanayi mallarının ihracatının artması için dışa dönük sanayileşme politikalarının uygulamaya koyması gerekir. Bunun gerçekleşebilmesi için, devletin ihracat ağırlıklı çalışan sanayi kollarını desteklemeli,bu kollarda faaliyette bulunan işletmelere ihracatı cazip hale getirmeli ve bu çerçevede devletin ihracat ile ilgili bütün dolaylı vergilerin iadesini ihracatçılara geri ödemesi gerekmektedir.Bu da göstermektedir ki,ihraç ikameci sa- nayileşme modeli sanayi malı ihracatının geleneksel hammadde ihracatının yerine geçmesi ve bu çerçevede ihracat içerisinde sanayi mallarının payının artırılmasına yönelik politikalara dayalıdır. Diğer bir ifade ile ihracatın artırılmasında sanayi mallarının öncülük ettiği dışa açık sanayileşmeye ihraç ikameci sanayileşme modeli denmektedir. Bunun için iç pazarın daraltılması, devletin sosyal harcamalarının kısıtlanması, tarıma yapılan desteğin azaltılması ve ücretlerin azaltılması yolu ile dış pazarlara açılmak isteyen firmaların kâr oranlarının artırılması amaçlanmıştır.
Türkiye'de ekonominin dışarıya açılabilmesi için devlet yerli sanayicinin dış pazarlarda rekabet gücünü artırıcı önlemleri almakta fazla gecikmemiştir.Bunun ilk ayağı olarak 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra çalışanların ücretlerini reel olarak geriletmiş ve iş gücü maliyetinde yerli sanayici lehine önemli bir düşüş sağlandı. Örneğin,ücret ve maaşların milli gelir içerisindeki payı 1976-1978 arasında yüzde 35 civarındayken,1983-1986 arasında yüzde 20 civarına düşmüştür. Ayrıca yurtdışına mal satmak isteyen yerli sanayiciye her türlü teşvik verilmeye başlanmış ve bunun sonucu olarak da 1980'li yıllar ile birlikte ihracatta çok önemli bir patlama yaşanmıştır. Özellikle 1984 yılından itibaren Turgut Özal'ın liderliğindeki ANAVATAN Partisi,ihracatı artırmaya yönelik politikaları büyük bir kararlılıkla uygulamaya koymuş ve sanayi sektörü önemli bir ölçüde dışarıya açılmayı başarmıştır. Anavatan Partisi zaman zaman Türkiye'nin enerji, ulaşım ve iletişim gibi alt yapı eksikliklerinin giderilmesi için kamu yatırımlarını artırıcı devletci politikaları uygulamaya koymuş olsa da genel olarak liberal politika izlemiş ve bu çerçevede devletin ekonomideki ağırlığının azaltılmaya, serbest piyasa ekonomisini kurmaya ve devleti küçültmeye çalışmıştır. 1986 yılından itibaren uygulamaya konulan özelleştirme politikaları sendikaların muhalefetine karşın sürdürülmüş ve 1997 yılının sonuna kadar(başta kâr eden elektrik, çimento ve bankalar gibi KİT'lerin satışı olmak üzere) 3.5 milyar doları aşan özelleştirme gerçekleştirilmiştir. Ancak devlet yukarıda belirtilen özelleştirmelerin gerçekleştirilmesi için 4 milyar doları aşkın bir harcama yapmak zorunda kalmıştır.
1980'li yıllarda daha çok sanayi sermayesinin büyümesini gözeten politikalar başta işçi sınıfı olmak üzere çalışan kesimi zor durumda bırakmış ve buna bağlı olarak sendikal hareketlerde bir canlanma ve işçi eylemlerinde (SEKA ve Zonguldak grevleri) bir artış gözlenmiştir.Bunu takiben iki referandum yenilgisi ve 1988 yılında yerel seçimlerde çok başarısız sonuçların alınması ANAP'ı popülist politikaları uygulamaya zorlamış ve çalışanların ücretlerinde % 142'ye varan artışlar yapılmıştır.
1980 sonrası kentleşmenin genel özellikleri nelerdir?
1980 sonrasında kentleşme hızlı bir şekilde devam etmiştir. Ancak, kentleşme sürecinde 1980 öncesine göre önemli gelişmeler ortaya çıkmaya başlamıştır. Örneğin Türkiye'nin kitlesel göç olgusuyla tanışmaya başladığı 1950'li yılların başından 1980'li yıllara kadar gecekondulaşma kendiliğinden gelişen bir süreç olarak olarak görülmüş ve kente göç eden insanlar barınma sorunlarını yasal olmayan yollardan gecekondu kurarak çözmeye çalışmıştır.Yine 1980 öncesinde, gecekondulaşma resmi kurum ve kuruluşlar tarafından yok sayılmasına karşın toplum katında meşruiyet kazanmıştır.
1980 sonrası gecekondulaşmanın özellikleri nelerdir?
1980 sonrasında,hükümetler özellikle seçim öncesi belirli siyasi yatırımlar çerçevesinde gecekondulara (af yasalarıyla) yasal bir meşruiyet kazandırmışlar ve bu yolla gecekondulaşma yasal ve formel bir statüye kavuşmuştur. Bunun için bir çok yasalar çıkartılmış ve gecekondu sorunu yasal olan yollardan çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu arada yasal bir statüye kavuşan gecekonulaşma 1980 sonrasında kentte yeni bir rant olgusunu ortaya çıkarmış ve imar izni yoluyla belirli gecekonu bölgeleri başta müteahitler ve arazi mafyaları olmak üzere belirli kesimler tarafından büyük bir hızla yağmalanmaya başlanmıştır.Ayrıca 1980 sonrasında yasal olmayan yollardan yapılan gecekonduların bir kısmı barınma amacıyla değil kentin rantından pay alma çabası çerçevesinde ortaya çıkmıştır.Artık gecekonduların bir kısmı kullanım değeri için değil değişim değeri için yani bir meta gibi alınıp satılmak için yapılmaktadır. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki,1980 sonrasında gecekondu sahibi kullanıcısı özdeşliği giderek ortadan kalkmış ve bir kişinin birden fazla gecekonduya sahip olması yaygınlaşmıştır. 1980 sonrasında gecekondu bölgelerinde kiracılık belirgin bir biçimde artmaya başlamıştır.
1980 sonrasında gecekondulaşma önceki dönemlerden farklı olarak artık herkesin rahatlıkla giriş çıkış yapabileceği ve bir gecekondu inşa edebileceği süreç olmaktan çıkıp artık kendi içerisinde piyasası,işleyiş kuralları ve hatta mafyası (arazi mafyası gibi) olan bir olgu haline gelmiştir. Gerçekten de 1980 sonrasında kentlerdeki gecekondu bölgelerinin bir kısmı spekülasyon aracına dönüşmüş ve gecekondulaşmanın dinamiği gecekondunun üzerinde kurulu olduğu arsanın rantına el koyabilmek olmuştur. Özellikle kent merkezine yakın yerlerdeki tek katlı gecekondular yıkılmaya başlanmış ve yerine çok katlı binalar hızla yükselmiştir.
1980 sonrası kentleşme olgusu kendi içinde nasıl çeşitlenmeye ve farklılaşmaya başlamıştır?
1980 sonrasında Türkiye'de kentleşme olgusu kendi içinde çeşitlenmeye ve farklılaşmaya da başlamıştır.Bu çerçevede,kooperatifleşme yolu birçok dar ve orta gelirli aileler kentlerde ucuz konut sahibi olabilmişlerdir. Yine uydu kentler ve banliyoleşme 1980 sonrasındaki kentleşmenin önemli itici güçlerinden biri olmuştur.1990'lı yıllar ile birlikte özellikle İstanbul,Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde zengin semt kavramının giderek değiştiğini görmekteyiz. 1990'lı yıllarda ekonomik açıdan üst gelir grubuna dahil olan kesimler artık iyice zenginleşmiş olmalarının bir sonucu olarak yaşadıkları mekanlarda kentin diğer kesimleri ile (daha çok yoksullarla) karşılaşmak istemedikleri için İstanbul Bahçeşehir ve Kemer Country örneğinde olduğu gibi şehrin dışında,yanlızca seçkin insanların oturduğu ve koruma altındaki yapay cennetlerde yaşamaya başlamışlardır. Yine 1990'lar Türkiyesi, ekonominin dışa açılması ve yeni tüketim kalıplarının ortaya çıkmasına paralel olarak Capitol, Galleria, Migros ve Tatilya örneğinde olduğu gibi dev alış-veriş ve eğlence merkezleri ve 'hipermarket'ler ile tanışmaya başlamıştır. Her ne kadar bu tür mekanlar belirli bir üst gelir grubu için tasarlanmış olmakla beraber, alt gelir grubundan olan insanların da rağbet ettiği ve zaman geçirdiği yerler haline gelmiştir.
1990 yılı kültürel açıdan önemli bir dönüm noktasıdır.Özellikle 1980 yılından itibaren izlenen liberal politikalar meyvelerini vermeye başlamış ve bu çerçevede aşırı tüketim, bireycilik, gösterişçilik, özenti, iş bitiricilik ve köşeyi dönme gibi eğilimler güçlenmeye başlamıştır.1990 yılında yayına başlayan özel televizyon kanalların etkisi ile yazılı ve görsel basın tüm toplumu etkisi altına almıştır. Türkiye'de pop müzik bir patlama yapmış stadlarda büyük konserler verilmeye başlanmıştır. Yine bu arada,büyük ticari kuruluşlar ve holdingler büyük bir reklam potansiyeli nedeniyle görsel eğlence etkinliklerine çok büyük önem vermeye başlamıştır.
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
*BORATAV,K. Türkiye İktisat Tarihi:1908-1985, GerçekYayınevi, İstanbul,1988.
*BORATAV, K. "İktisat Politikaları: 1980-1994", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cilt no. 13, İletişim Yayınları, İstanbul, 1995.
*ESER, U. Türkiye'de Sanayileşme, İmge Kitabevi, Ankara.
*GÜLALP, H. Gelişme Stratejileri ve Gelişme İdeolojileri, Yurt Yayınları, Ankara, 1987.
*IŞIK, O. "1980 Sonrası Türkiye'de Kent ve Kentleşme", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cilt no. 14, İletişim Yayınları, İstanbul, 1995.
*KEYDER, Ç. Türkiye'de Devlet ve Sınıflar, İletişim Yayınları, İstanbul, 1993.
*KONGAR,E. İmparatorluktan Günümüze Türkiye'nin Toplumsal Yapısı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1981.
*KONGAR, E. 21. Yüzyılda Türkiye, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1998.
*MARDİN,X. Türk Modernleşmesi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994.
*MARDİN,X. Türkiye'de Toplum ve Siyaset, İletişim Yayınlar, İstanbul, 1995.
*PAMUK, X ve TOPRAK, Z. Türkiye'de Tarımsal Yapılar: 1923-2000, Yurt Yayınları, Ankara, 1988.
Navigasyon
[0] Mesajlar